Esra Ceyhan: Eşimle neden boşandığımızı hâlâ bilmiyorum

Esra Ceyhan: Eşimle neden boşandığımızı hâlâ bilmiyorum

Esra Ceyhan'ın adı ve eski programı, ekranlarda dönüp duran “uçan adam” konseptli reklamla yeniden gündemde... Programında yaşadığı olayın kendisinden izin alınmadan reklam filminde kullanılmasına sinirlenen ve dava açan ünlü televizyoncu ile buluştuk; bu dava olayının aslı astarı var mıdır, özel hayatı ne durumdadır tek tek sorduk.

12 Mart 2011, Cumartesi - 10:47
HİT: 3103(0)







Yıllarca canlı yayın yaptıktan sonra ne oldu da ekranlardan uzaklaştınız?

- Yapmayı düşündüğüm işleri ortaya çıkarmak için bir çalışma dönemi geçiriyorum. Çünkü artık derinliğine önem verilmeyen işler var ortada. Toplumun ihtiyaçları gözetilerek yapılmıyor çoğu iş. ınsanların dostu Esra Ceyhan’ın o beklentilere karşılık vermesi, tabii bunun için onun profesyonel beklentilerinin de karşılanması gerekiyor. Herhangi bir maddiyattan bahsetmiyorum. Arzu ettiğim ekibin, çalışma şartlarımın, kafamdaki enteresan şeylerin hayata geçirilmesi şart.

Bugüne dek enteresan fikirlerinizi programlarınızda neden hayata geçiremediniz?

- Yapamadım, çünkü “Sen harikasın, böyle çok iyi gidiyor, gerek yok ekstra masrafa” gibi yaklaşımlarla karşılaştım. O durumda insan biraz kırılıyor. Ama artık yaptığımız işleri de çeşitlendirmek, sağlam duruşumuzu bozmadan yenilikler de katmak lazım.

Kaç senedir ekranlarda yoksunuz?

- Bir yıla yakın. Ama o kadar uzun yıllar ekranlardaydım ki... Gün ışığında bir kafeye gideyim, kahvemi içeyim, dostlarımla sohbet edeyim diyemedim hiç. Bundan da gurur duyuyorum. Ben Türkiye’de birçok ilke imza attım. Çok kıskananlar var biliyorum.

Bunca sene çalışmış bir kadın olarak, ekran karşısında oturanlar grubuna katılmaz nasıl bir his peki?

- Yine çok televizyon izleyemiyorum. O kadar çok uğraştığım şey var ki; yardımlarla ilgili faaliyetlerim var, ailem var, kızım Ayşe’yle çok ilgileniyorum. Eşimden ayrıldım biliyorsunuz. Bunu ona hissettirmemek adına hayatım onunla dopdolu.

EŞEĞİM İÇİN SAĞLAM KAZIKLAR ARIYORUM


Televizyon izlemiyorum dediniz ama az çok gözünüze takıldıysa eğer, şimdiki programları nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Birtakım insanları görüyorum, “Yayın yapıyoruz” diyorlar ama benim daha bir sene öncesinde yaptığım şeyleri tekrarlıyorlar. Biraz yaratıcı olun! Gerçi bu sayede ne kadar uzak görülü olduğumu, ne kadar doğru şeyleri düşünebilmiş olduğumu fark ediyorum. Bu konuda hafife alınamayacak bir yeteneğim ben. Yaptığım şeyler izlendi. TRT’de bile çok yüksek reyting aldım.

TRT’de altı ay çalıştıktan sonra size “Programınız bitti” dendiğinde ne hissettiniz?

- Hiçbir şey hissetmedim, çünkü ben Türkiye TV tarihinde en çok canlı yayın yapan kişiyim. Belki haberci büyüklerimiz vardır, onlardan sonra geliyor olabilirim, o kadar. Benim işlerime kendi yapım şirketim imza attı yıllarca. TRT’de böyle olmadı. Yapım şirketi işi aldı. Yani ben TRT ile sözleşme imzalamadım.

Kendi yapım şirketinizle çalışsaydınız...

- Teklif ettim ama olmadı nedense. Uygun bulmadılar demek ki. Ama şu an TRT’ye kızgın ya da kırgın değilim. Çünkü TRT benim yetiştiğim okul. Yarın öbür gün tekrar bir projemiz olur, çalışırız.

“Artık x bir yapım şirketiyle çalışmam” diyor musunuz peki?


- Yok demiyorum ama Nasreddin Hoca’dan çok ilham alırım. Af buyur eşeği sağlam kazığa bağlarım. Daha sağlam kazıklar bulurum. Çünkü Esra Ceyhan kolay gelmedi bugünlere, kolay yetişmedi. Tırnaklarımla kazıyarak geldim. Klişeleri sevmiyorum aslında. Herkes kullandığı için değerini kaybetti. Üç günlük sevdalar aşk oldu. Aynı şekilde “Tırnaklarımla kazıdım” cümlesi de dillere pelesenk oldu. Herkes tırnağıyla kazıyor ama kazı kazanı kazımak gibi oluyor kiminin durumu. Tırnağının küçük dokunuşuyla bir yerlere gelenler var. Ben umut olmalıyım, neden biliyor musun? Ben sadece çalışarak, çılgınca emek vererek bir yere gelmek isteyenlerin “Bak Esra Ceyhan yaptı, o yapıyorsa biz de yaparız”ın umudu olmalıyım.

ERKEKTEN BEKLEDİĞİM MANGAL GİBİ YÜREKTİR

Uzun yıllar devam eden bir evliliğin ardından, nasıl gelip de “Ayrılalım” der bir erkek, niye der?


- Bilmiyorum ama bir insan “gidiyorum” derse gider. Gerçekten Barbaros’un niyeti neydi bilmiyorum.

Neden diye sormadınız mı?

- Cevap alamadım. Son noktada da şunu düşünüyordum; bir insan çocuğundan ayrı yaşamayı kabul ediyorsa, sevdiği adamdan veya kadından da ayrı yaşar. Çünkü ben o çocuğun kokusunu duymadan yaşayamam.

Bundan sonra başka bir erkeğe kolay kolay güvenebilir misiniz?

- Ben içgüdülerimle hareket ederim. Dolayısıyla gerçek anlamda ne kimseye güvenirim, ne kimseye kendimi emanet ederim. Bu hayatta hesabımı, kitabımı kendime göre yaparım. Bir erkeğin bana verebileceği nedir? Takı mı? Ne alacak bana ev mi, araba mı? Çok şükür benim bir altın bileziğim var. Böyle şeylere ihtiyacım yok. Bana yalan söylemeyecek, mert olacak, bana ve etrafına oynamayacak. Bana bir öyle bir böyle olmayacak adam lazım. Hayatım boyunca yakışıklılık, baklava vücut, gelişmiş kaslar gibi şeylere ihtiyacım olmadı. Erkekten anladığım, boy pos ve yakışıklılıktan önce mangal yürek. Ayrıca ben aşka inanmıyorum. Ergenlik döneminde sorulduğunda da inanmıyordum. Ne kadar akıllı kadınmışım. Edilen iltifatlara teşekkür eder, güler geçerim. Beni iltifatla kandıramazsın, çünkü ben ne olduğumu biliyorum. Hepimizin uzun yol arkadaşına ihtiyacı var. Heyecanlar, iltifatlar, bunun getirdiği hoşluklar, hayatımızın bahar çiçekleri.

Yeniden evlenmeyi düşünür müsünüz?

- Evlilik çok önemli bir kurum ve ben evcimen biriyim. O yüzden evlenmeyi düşünüyorum. Ama Ayşe’min sevebileceği biriyle.

ADAM YAYINDA UÇUNCA BENDEN TER BOŞALDI

Vodafone komik bir reklam yaptı. Siz nesine kızdınız da dava açtınız?


- Kötü veya iyi diyemem. Ama benim programımda istemeden yaşadığım bir olayın, üstelik izin bile alınmadan kopya edilmesi sence doğru mu?

İzin alınmadıysa tabii ki bir şey diyemem ama siz komediyi, espriyi sevmez misiniz?


- Gerçi izin isteselerdi yine kabul etmezdim. Adımın “uçan adam” mevzusuyla anılmasından duyduğum rahatsızlığı anlatamam.

O çekimin kurgu olduğu söylendi. Çünkü siz hiç şaşırmadınız, çok kontrollü durdunuz.

- Ben çok soğukkanlıyımdır. Buna rağmen o an vücudumdan ter boşaldı. Aklımdan da iki şey geçti; bunu yapan adam bana neler eder. “Sen ne yapıyorsun” diye bağırsam, o da canlı yayında küfretse, buna sebebiyet veren insan olacağım, kanalı zor durumda bırakacağım. Televizyonculuk tarihinde bir rezilliğe imza atacağım. Sonra; “Soyunur mu, kim bilir neler yapar” dedim. Benim yaptığım dur-bak-izle metodunu uygulamaktı.

SAMİMİ OLMADIĞIMI SÖYLEYENLERİN CEHALETİNİ MAZUR GÖRÜYORUM

Siz gerçekten samimi biri misiniz? “Esra Ceyhan timsah gözyaşı akıtıyor” diyenler var.


- Bu insanlar timsahın neden gözyaşı akıttığını bilmezler. Herhangi bir şey okumadıkları için onların cehaletini mazur görüyorum. Timsahlar çiğneyebileceklerinden fazla et aldıklarında, ağızlarını rahat açıp kapatamadıkları için gözlerinden yaş gelir. Timsah gözyaşı buna denir. Samimiyet konusuna gelince; samimiyet sorgusu kime göre. Ben bir anneyim, nasıl yaşadığım ortada. Savunduğum değerlere uygun yaşamasam, samimiyetimden şüphe edebilirlerdi. Bir de ben orta yerimi kesip de gösteremem ki! ınanan inanır.

Kaynak: www.beyazgazete.com

İLGİLİ HABERLER

  • ANKET
  • HAVA DURUMU

  • YAZARLAR
Ajanslar